Tayfun_Gonul
Tayfun Gönül
1958 - 30 Temmuz 2012

"Biz azız;  savaş histerisini, bayrak fetişizmini, hangi kılık altında olursa olsun milliyetçiliği, “alçaklığın son sığınağı” olan vatanseverliği engellemeye  gücümüz yetmez belki ama suç ortağı olmayarak, vicdanımızın, inançlarımızın işaret ettiği yerden dik durarak, çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacak anlamlı öyküler oluşturarak bir etkimiz olabilir."

 

 

Dünya kapısından geçerken başını eğmedi...
ANASAYFA YAŞAM ÖYKÜSÜ FOTOĞRAFLAR YAZILARI DOSTLARINA ÇAĞRI İLETİŞİM ENGLISH

Bir Ömrün Satırbaşları


Tayfun Gönül 1958 yılında İzmit’te doğdu. Çocukluk yılları İzmit ve İstanbul’da geçti. Ankara Fen Lisesi ve ardından da Hacettepe Tıp Fakültesi’ni bitirdi. O dönemin her öğrencisi gibi o da politik atmosfere ayak uydurup mücadeleye katıldı; lise yıllarından 1980’e kadar Aydınlık grubu saflarında yer aldı. ‘80 sonrasında ise Yeni Olgu dergisiyle süren özgürlükçü arayışları onu liberter düşüncelerle buluşturdu; 1986 yılında yayımlanan ilk anarşist dergi Kara’da yazmaya başladı.

Şöyle diyordu bir röportajında; “… sosyalizme eleştirel bakmaya başla­dım. Ve dünyayı değiştirmenin bilimsel bir yo­lunun olamayacağı kanaatine vardım. Fakat devrimci olmama yol açan sebepler aynen ortada duruyordu. Bireysel inisiyatiflere dayanan ahlâki yeni bir devrimciliği hem yaşamımda hem de düşünsel olarak tasarla­maya giriştim. Ve tarihi olarak bu olanağı anarşist gelenek içinde buldum. Kafanızda ne canlanır bilmiyorum ama kendimi anar­şist olarak tanımlıyorum.”

Tayfun, her türlü disipline alerji dozunda nefret duyduğu için, tıp ve mesleki disiplinden, memuriyet hiyerarşisinden de uzak durdu. Kısa süre yaptığı işyeri hekimliği onun bu düşüncesini daha da pekiştirmekten başka işe yaramadı. Tayfun gibi, pek çok özgürlükçü muhalif insanın serbest bir iş kolu haline getirdiği el yapımı deri hediyelikler dönemi o günlerde altın çağını yaşıyordu. “Kendi işinin efendisi” dışında kimseyi çalıştırmayan; asgari çalışma, azami istirahat ve seyahat anlayışına dayanan bir yaşam tarzıydı bu. Tam da Tayfun için biçilmiş kaftan! Uzun süre bu tür işlerle hayatını kazandı.

Tayfun, 1989 sonbaharında vicdani ret açıklaması yaparak zorunlu askerliğe karşı kampanya başlattı. Onun, düşünceden harekete geçiş arayışları böylece somut bir karşılık bulurken anarşist çevreler için de “yap-örnekle” düsturu yeniden anlam kazanmaya başladı.

Bu arada projeden projeye koşan Tayfun, haftalık Sokak gazetesi kapanınca soluğu İzmir’de aldı. İzmir Savaş Karşıtları Derneği’nin kuruluşu, etkinlikleri ve haftalık yayını Bakaya sürecinde öteki arkadaşlarıyla birlikte önemli roller üstlendi. O yıllarda –ve sonraki yıllarda da– Tayfun’un gönlünde yatan aslan, örgütlü politik bir hareket oluşturmaktı. Sözel düzeyde kalmış, örgütlenmemiş bir anarşist hareketi çok da anlamlı bulmuyordu. Bu noktadan hareketle, tüm çabasını örgütlenmeye dönük işlere hasrediyordu. En basit bir yayın çalışmasını dahi “örgütlü bir hareketin sesi olmayacaksa anlamsız” buluyordu.

Bu yüzden, 1993 sonlarına doğru, tüm anarşist çevreleri tek yayın organında birleştirme çabası olarak başlayan Apolitika projesi Tayfun’u çok heyecanlandırdı. Gümbür gümbür gelen bir hareketin sesini duyuyordu o, teferruata aldıracak hali yoktu! Ne ki, Apolitika böyle bir kimlik taşımadığı gibi, tozlu gecekondu yollarına düşüp politik/toplumsal örgütlenme çabasına girişecek anarşist sayısı da yok denecek kadar azdı. Bergama köylüleriyle dayanışma çabası bunun bir örneğiydi.

Tayfun’un ısrarlı örgütlenme çabası, olumlu olumsuz tüm sonuçlarıyla 1999’da Efendisizler projesiyle hayata geçip noktalandı. Haftalık bir yayın olarak Efendisizler gazetesi ilk sekiz sayısıyla hatırı sayılır bir etki ve heyecan yarattı. Ancak, sonrasında anlayış farklılıkları ve grup içi gündemler projeyi akamete uğrattı. Yeniden Antalya’ya dönen Tayfun’un hayatında bu dönemle birlikte  hastalık, ayrılık, yalnızlık gibi yeni sayfalar açıldı.

Birkaç kez geçirdiği kalp krizi gündelik yaşamını ciddi ölçüde sınırlamaya başlamıştı. Antalya’nın boğucu havasından Bedreddînî bir ruhla İzmir Karaburun’a çekildi! Elbette sözün gelişi böyle, geri çekilmek bir yana, Tayfun daha da ileri atılarak bir ‘kır projesi’ne girişti. Bozköy’ün kapanmış ilkokulunu lojmanıyla birlikte kiralayıp dersliğin birini mantar çiftliğine birini de keçi ağılına çevirdi. Her projesi gibi bu proje de kimimizde heyecana, kimimizde galeyana kimimizde de feverana yol açtı. İzmir ve İstanbul’dan yardıma gidenler olduysa da arzulanan cemaat oluşamadı. Sonunda, mantarlar kaderine, keçiler de köy sürüsüne terk edildi. Şu sebeple ki; Tayfun, geçimini sağladığı hediyelik işlerinden bir süre önce uzaklaşmıştı. Böylece hem maişet sıkıntısı ve üstüne bir de sağlık sorunları başlamıştı. Kalp, akciğer, böbrek yetmezliği, kilo artışı gibi problemler gündelik yaşamını tamamen etkiliyordu. Bu şartlarda Tayfun hiç istemediği halde özel polikliniklerde doktorluk yapmak zorunda kaldı. Kurucaşile, Hakkari, Gölcük ve İstanbul’un muhtelif semtleri; nerede iş çıksa oraya göçüp duruyordu.

Karaburun’u işte bu mecburiyetle bıraktı. Bozköy “bozgunu”nun ardından, Tayfun’un anarşist arkadaşları, Karaburun köylerinde keçi çobanlarını soruşturuyor, Tayfun’dan geri kalan keçileri arıyordu köy sürülerinde. Bu memleketin anarşistleri bunu da gördü yaşadı. Ne ilginç ki böylesi durumlarda köylünün binlerce keçisi değil de içlerinden Tayfun’un üç keçisi hastalanır, kurda kuşa yem olur!

Karaburun ortamının güzel sonuçlarından biri de Tayfun’un kaleme aldığı “ölümle barışmak” başlıklı muhteşem makalesidir.

İki yıl önce Tayfun yeniden bir dergi/gazete projesine soyundu; farklı anarşist fikir ve yorumları içerecek aktüel bir yayın hedeflenmişti. Ortada henüz bir şey yokken bu müstakbel yayının adını Efkâr koyduk. Elimizde bir nal vardı artık; geriye, öteki üç nalı, çivileri ve kör-topal bir atı tedarik etmek kalmıştı. Hemen bir mekân kiralayıp ona da Anarşist Fikir Kulübü (AFK) dedik. Mekânımız hızla dekore edildi, gelmeler gitmeler, toplantılar, eğlenceler, partiler, şölenler… her şey iyi bir moral kaynağıydı. Fakat Tayfun da dahil, kimsenin eli gazete çıkarmaya varmıyordu. Her birimizden yedi sekiz sayfalık yazılar gelince, gazete çıkaramayacağımız anlaşıldı. Teorik dergi ise hiçbirimize cazip gelmiyordu. Sonunda bu projenin ıskat-ı cenini (düşük yapmış hali) anarşist gazetesi oldu.

Gazetenin ilk sayısını kutladık; ikinci sayı hazırlıkları başlarken Tayfun hastaneye kaldırıldı. İki ay kadar süren yoğun bakım ve ardından gördüğü fizik tedaviyle kısmen ayağa kalktı. Destekle de olsa 15 Mayıs vicdani retçiler etkinliğine bile katıldı. Zihin açıklığı ve konuşmasıyla eski Tayfun aramızdaydı, ancak akciğer, kalp ve böbrekleri tükenmişti artık. Doktor ve hastane arayışlarımızı ise kabul etmiyor, anlamsız buluyordu. Son haftasında iki arkadaşı onu kısa bir Ege turuna çıkardı; bir vedalaşmaydı bu.

Ve beklediği huzurlu ölüme, evinde, 30 Temmuz 2012 akşamı dostlarının kollarında kavuştu.

 

 
Anasayfa I Yaşam Öyküsü I Fotoğraflar I Yazıları I Dostlarına Çağrı I İletişim I English
Son Güncelleme: 1 Ağustos 2013
Real Time Web Analytics